|
BURJ EL FATEH'İN HEMEN YANIBAŞINDA YAPIMI DEVAM
EDEN BURJ EL BULAYLA
(TÜRK ŞİRKETİ SUMMA İNŞAA ETMEKTEDİR) 

KASIM AYINDA BOL YAĞMUR ALIR TRABLUS. 
ŞEHİR İÇİNDE HALK PLAJI.. DAEWOO TRİPOLİ OTELİ İNŞAATI BAŞLAMADAN ÖNCE.

BEN ASHUR SEMTİNDEKİ, HENÜZ İNŞAATI TAMAMLANMAMIŞ OLAN AMURA CAMİİ 
ÇEK PLAJI (TRABLUS'A 33 KM MESAFEDE) 
ELEKTRONİK MAĞAZA AĞIRLIKLI DÜKKANLARIN BULUNDUĞU DAHRA SEMTİ 
BİR BAŞKA AÇIDAN DAHRA 
LİBYA'NIN HAWAİ'Sİ SAYILAN TİLLEYL PLAJI SABRATA , TRABLUS'A 75 KM MESAFEDEDİR 
RAHMETLİ BÜLENT ECEVİT'İN TRABLUS ZİYARETİNDE MİSAFİR EDİLDİĞİ BİNA (ŞİMDİ DÜĞÜN SALONU OLARAK HİZMET VERMEKTEDİR) 
KRAL İDRİS'E AİT SARAY (KÜTÜPHANE OLARAK KULLANILMAKTADIR) 
YEŞİL MEYDANDA FAYTON 
TRABLUS'TA GECE 
TİCARET MERKEZLERİNİN BULUNDUĞU 5 BİNA (GÜN BATIMI) MEB'DEN GELEN MİSAFİRLERLE 
HOTEL KEBİR 
OLGUNLAŞMADAN ,DALINDAN KOPARILIP YENDİĞİNDE DOYUMSUZ LEZZETTEKİ HURMALAR 
KASAP ÖNÜNDE KESİLMEYİ BEKLEYEN DEVE YAVRULARI (MAHARİ'LER) 
ESKİDEN KİLİSE OLAN, CEMAL ABDUL NASIR CAMİİ 
MAHARİ MARKET (2006'DA AÇILDI) 
OSMANLI KALESİ (KUZEY CEPHESİ) 
OSMANLI MEDRESESİ 
2 SENEYE YAKIN KİRADA OTURDUĞUMUZ APARTMAN. 
TACURA YOLU (YAYA KALDIRIMLARI YAPIMI SÜRERKEN) 
TRABLUS LİMANI 
BÜYÜKELÇİLİK BİNAMIZ BİR ZAMANLAR ÖZTÜRK SERENGİL'İN GAZİNO OLARAK ÇALIŞTIRDIĞI BİNA (TEMMUZ 2007 SONUNDA YIKILDI) 
BURJ EL FATEH GİRİŞ KAPISINDAN TİCARET MERKEZ BİNALARININ GÖRÜNÜMÜ (SOLDAKİ BAAB EL BAHR "DENİZ KAPISI" OTELİDİR) (NEREDEN BAKILIRSA BAKILSIN 4 BİNA GÖRÜNMESİNE RAĞMEN 5 BİNA VARDIR) 
KIŞ AYLARINDA FIRTINA ÇIKTIĞINDA DALGALAR CADDEYE KADAR ULAŞIR. 
BÜYÜKELÇİLİK KONUTUNDAN LİMANIN GÖRÜNÜŞÜ 
HOTEL MAHARİ VE OSMANLI DÖNEMİNE AİT 2 ADET TÜRBE 
RADYO TV TAMİRCİ DÜKKANI 
BİR CUMA GÜNÜ YEŞİL MEYDANDAKİ AÇIK HAVA KAFETERYASI 
OSMANLI ÇARŞISINDAN GÖRÜNTÜLER 


OSMANLI KALESİ (YEŞİL MEYDANA BAKAN CEPHESİ) 

TÜRK ÇARŞISI ABDULNASIR CAMİİ İSLAM DÜNYASI TEŞKİLAT-I MAHSUSA'YA DESTEK VERDİ
Zenci Musa her yerde savaştı, veremden öldü. Sudan'dan gönüllü olarak Libya'ya gelen Zenci Musa, Kuşcubaşı Eşref'e baba gibi bağlandı. Ölene kadar Osmanlı idealleri için savaştı.
Sudan'lı gönüllüler arasında meşhur bir isim vardı. İki metreyi aşan dev cüssesiyle bu siyahi müslüman, Akif'in şiirinde yer alan Zenci Musa'ydı. Eşref Bey'e bir baba gibi bağlanan Zenci Musa, onun 1917'de Hayber'de esir edilişine dek yanından ayrılmadı. Zenci Musa, Yemen'deki Osmanlı kumandanına teslim edilmesi gereken emanetleri kurtardı. Ali Sait Paşa'ya emanetleri teslim ederken ağlayan Musa Bey, "Çok şükür başardık ve hazineyi teslim edebildik. Fakat Eşref beyimizin düşmanın eline düşmesine müsaade ettik" diyordu. Zenci Musa Yemen'de İngilizlere esir düştü. Serbest bırakıldığında İstanbul'a döndü. Eşref Bey Malta'da esirdi. Ali Sait Paşa, "Eşref'in Arabı" ve "Eşref'in komandosu" olarak anılan Zenci Musa hakkında "O bizim cengaver Musa'dır. Yemen'e bize para getiren adam" diyordu. Gümrük hamallarına kahya oldu, diğer hamallar gibi yük taşıdı. İngiliz işgal kumandanı General Harrington onu kocaman bir çuvalı tek eliyle kaldırırken görüp maiyetine istemiş, ancak "Benim bir tek efendim ve kumandanım var. Onu bekliyorum" cevabını almış. Libya'nın işgali İslam dünyasını ayağa kaldırdı. Hindistan'ın şehirlerinde sokağa dökülen halk, İtalyan konsolosluklarına saldırdı. Şiisiyle Sünnisiyle, Hint müslümanları bir oldu. Hint gazeteleri İtalyan işgalini kınayan kara çerçeyeye alınmış başlıklarla çıktı.Osmanlı hükümetinin resmi sorumluluğu dışında olmak üzere Özel Teşkilat kurarak İtalyan işgali altındaki Libya'ya giden Enver Paşa ve arkadaşları Trablusgarp ve Bingazi'de aşiretleri örgütledi. Enver Paşa'nın Libya halkı üzerindeki etkisi çok yüksekti. Sunusi Şeyhi Ahmet Şerif, Enver Paşa'nın en önemli destekçisiydi. Şeyh Sunusi, İttihad-ı İslam siyasetinin önemli bir unsuru olacaktı. Sudan, Cezayir, Mısır ve Tunus gibi yakın bölgelerden Libya'ya gönüllü akıyordu. Cezayir'den Emir Abdulkadir'in oğlu Emir Ali Paşa ve Tunuslu köklü bir ulema ailesinden Şeyh Salih Şerif Tunusi, Eşref Bey'in çalışmaları sonucunda gönüllü kuvvetlere katılıyordu. YARALARIMIZA İDRAR DÖKÜYORDUK Avrupa, işgalci İtalyanlara büyük destek verirken Libyalı direnişçiler binbir güçlükle boğuşuyordu. Eşref Bey, Cemal Kutay'a verdiği anılarında şöyle diyordu: "Hiçbir harpte, Trablusgarp'te olduğu kadar yalnızlığımızı hissetmemiştik. Çöl ortasında idik. Yaralarımızı saracak pamuğumuz, tentürdiyotumuz yoktu. İçinde amonyak vardır diye yaraların üzerine idrar döküyorduk. Biz bu yoksulluk içinde iken, İtalya, hıristiyanlık aleminin yardımına mazhardı.
Kızılhaç'a mensup prensesler, Avrupa saraylarının kadın şahsiyetleri, Vatikan'ın dünyanın dört tarafından davet ettiği her mezhepteki kadınlık müesseseleri, sanki İtalya kendi topraklarından bir kısmını kurtarıyor da bizler istilacı imişiz gibi karşımızda yer aldı. Ele geçirdiğimiz İtalyan eşyası içinde neler yoktu? Bu hediyeler arasında 'Barbarlara karşı harp eden İtalyan askerine minnet' cümleleri ve bunların altında Güney ve Kuzey Amerika'yı, Avusturalya'yı, Kanada'yı, Yeni Zelanda'yı temsil eden halk imzaları vardı. Kendilerine hiçbir fenalığımız dokunmamış insanlar,bizi yanlış tanıtmış olanların günahlarıyla karşımızda idiler."
'ŞERİF HÜSEYİN İHANETİ OLMAYABİLİRDİ' Eşref Bey, Hıristiyan dünyasına karşı Hindistan Müslüman Cemiyeti'ni harekete geçirdi. Kalküta, Delhi, Keşmir ve Karaçi'de halk sokağa döküldü, İtalyan konsoloslukları saldırıya uğradı. Şiisiyle Sünnisiyle, Hint müslümanları bir oldu. Hint gazeteleri İtalyan işgalini kınayan başlıklarla çıktı. Pek çok ülkede tepkiler sokağa taştı. Bütün bunlar, İttihatçıları İttihad-ı İslam'a teşvik etti. Eşref Bey'in itirafları ilginçti: "Trablusgarp harbi bizim hangi kuvvetlere istinad edebileceğimizi tereddüde mahal kalmadan isbat etti. Arabistan'da şehir merkezlerinde İngiltere ve Fransa'nın menfaatleriyle sarhoş olan ve siyaseti meslek olarak benimseyenler haricindeki büyük kitle, bilhassa bedeviler devletimize sadık idiler. Biz Trablusgarp'te yerlilerden gördüğümüz alaka ve sadakati her tarafta göreceğimizi düşünüp tedbirler alsaydık ne Şerif Hüseyin ihaneti olurdu, ne Filistin'i ne Suriye'yi ne Irak'ı bu kadar hazin dekorlar ve şartlar içinde kaybetmezdik. Büyük hatamız iş işten geçtikten sonra aklımızın -o da maalesef hatalı şekilde- başımıza gelmiş olmasıdır. Trablusgarp'ta Mısır bize en cömert şekilde el uzattı. Halkın kalbi bizimleydi. Sunusiler bize inanarak kanlarını döktüler. Yemenliler bize ikram ettiler. Bizi gadre uğramış büyük bir milletin çocukları olarak, kara günlerimizde kendi topraklarının şerefli müdafileri saydılar." İNGİLİZ GENERALİ TERSLEDİ Hamallık yaptığı sırada Anadolu'ya cephane sevkiyatında görev alan Zenci Musa, emekli maaşını "Millet aç... Ben bunu alamam" diyerek kabul etmemiş. Eşref Bey'in anlattığına göre hastalandığında devlet hastanesine yük olmamak için Şeyh Ata Efendi'nin şeyhi olduğu Özbekler Tekkesi'ne sığınmış. Vefat ettiğinde bavulunda kefeni ve Osmanlı haritası varmış. Bir de Eşref Bey'in soluk bir resmi. Eşref Bey, onun için, "Ben Malta'dan kurtulup Milli Mücadele'nin bayrağını açanlardan birisi olmak şerefine mazhar olduğum günlerde, Musa, o benim kahraman Arabım, veremden ölmüş" diyecekti. Merhum Akif, Zenci Musa'yı Eşref Bey'le birlikte Nasihat Heyeti'nin Arabistan yolculuğunda tanımıştı. Akif, Sudan'ın bu vefakar evladını şiirine alarak şöyle diyordu: "Eşref beyin emireri Zenci Musa/İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir/Ve Peygamber bu sayede Göke tırmanabilir" Hükümet darbesi yaptılar Edirne'nin düşüşü de İslam dünyasında infiale yol açtı. Edirne'yi savunmadan Bulgarlara verme niyetinde olan Hükümet, kendi idam fermanını da imzaladı. İttihat ve Terakki, Enver Paşa'nın reisliğinde bir gizli toplantı yaptı. Sadrazam Kamil Paşa görevinden istifa ettirilecekti. Operasyon Teşkilat-ı Mahsusa tarafından gerçekleştirilecekti. KAMİL PAŞA İSTİFA ETTİ 23 Ocak 1913 günü gerçekleşen Babıali Baskını'nda Enver Paşa beyaz bir atın üstünde şimdi İstanbul Valiliği olan binaya geldi. Binaya giden ara sokaklar ve caddeler Özel Teşkilat'ın kontrolündeydi. Hükümet binasını koruyan askerler Enver Paşa'yı görünce silahlarını indiriyordu. Ömer Naci'nin ateşli bir nutuk çekmesinden sonra içeri girdiler.
Teşkilat'ın ünlü fedaileri Yakup Cemil, Sapancalı Hakkı, Filibeli Hilmi, Mümtaz Bey, Enver Paşa'nın yanındaydı. Harbiye Nazırı Nazım Paşa, darbecilere engel olmak isteyince Yakup Cemil tetiğe bastı. Konak'ta biri darbeci, dört ceset vardı. Enver Paşa kan dökülmemesi için talimat vermişti. En ufak bir harekette tetiğe basmayı huy haline getiren Yakup Cemil dur durak bilmiyordu. Sadrazam Kamil Paşa istifa mektubunu imzaladı. Yeni Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'ydı. Yeni bir dönem başlıyordu. Libyalılar, Enver Paşa'yı gözyaşlarıyla uğurladı Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp Harbi'yle meşgul olmasını fırsat bilen Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek, 8 Ekim 1912'de Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açtılar. Osmanlı ordusu Çatalca önlerine kadar çekildi. 8 Kasım 1912'de Yunanlılar Selanik'i işgal etti. 17 Kasım 1912'de Bulgarların İstanbul'u almak için yaptıkları taarruzlar geri püskürtüldü. Bulgarların saldırısı sonunda 26 Mart 1912'de Edirne, ardından Yanya ve İşkodra düştü.
1. Balkan Savaşı, 30 Mayıs 1913'te imzalanan Londra Antlaşması'yla sona erdi.
Osmanlı Devleti'nin başkentine birkaç saatlik mesafedeki Edirne düştüğünde Trablusgarp'te savaşan Özel Teşkilat'ın başkanı Enver Paşa geri dönmek zorunda kaldı. Libyalıların gözyaşları içinde, milli marşlarla, tekbirlerle dualarla uğurladığı Enver Paşa İstanbul'a doğru yeni bir maceraya yelken açarken, arkasında muhteşem bir direniş, kulaktan kulağa yayılan destanlar bırakıyordu. Ömer Muhtar silah arkadaşı Atatürk'ten yardım istedi Birinci Cihan Harbi'nden sonra Libya'da direnişin simgesi olan Şeyh Ömer Muhtar Teşkilat-ı Mahsusa'nın komutasında savaşan Sunusi gönüllüler arasındaydı. İtalyan işgali sırasında Kasur Zaviyesi imamı olan Ömer Muhtar, 1931'de İtalyanlara esir düşerek idam edildi. 20 yıl savaştıktan sonra şehit olan Ömer Muhtar'ın cesareti Teşkilat-ı Mahsusa subaylarının dikkatini çekmişti. Sunusi şeyhleri, bir gönüllü müfrezesine kumanda eden Ömer Muhtar hakkında subaylara, "Böyle on tane Ömer Muhtar olsa bize yeter" diyorlardı. Teşkilat-ı Mahsusa'dan gerillacılığı öğrenen Ömer Muhtar, Cumhuriyet döneminde, eski silah arkadaşı Atatürk'e mektup yazarak destek istedi. Bu mektuplar cevapsız kaldı. Orhan Koloğlu'nun Libya Kralı İdris Sunusi'nin başbakanlığını yapan babası Sadullah Efendi'nin naklettiğine göre, mektuplar Atatürk'e ulaşmamış. Libyalılar Türkiye'ye uzun süre kırılmışlar. İşin gerçeğini bir İngiliz ajanı, Sadullah Bey'e açıklamış. Buna göre İtalyan işgal kuvvetleri komutanı faşist Mareşal Rodolfo Graziani, bu mektupları ele geçirerek saklamış. Müslüman olan İngiliz ajanı Libya'da şehit oldu Sudan'dan gelen gönüllülerden biri de eski İngiliz istihbaratçı 'İngiliz Osman'dı. Enver Paşa, bir hanım arkadaşına yazdığı mektupta, şehit düşen İngiliz Osman için şöyle diyordu: "Kampımızda buraya gelmeden önce siyasi nedenlerle Müslüman olan İngiliz bir asker vardı. Hayatımda hiç karşılaşmadığım bir gözüpekliğe sahip, hakikaten çok iyi çocuktu. İtalyan dikenli tellerinin altından kayıp onların kalelerine girmek onun için spordu. Geçen gün Derne Vadisi'nde adamlarımla öldürüldüler, yaralandılar ve İtalyanlar tarafından götürüldüler. Hepimiz nasıl seviyorduk onu. Bu akşam yine, asıl adı Stuart Smallwood olan Osman adlı bu zavallı İngiliz kahramanı deforme olmuş ve antipatik suratıyla düşündüm. Onu yine de çok seviyor ve olağanüstü yiğitliğine hayrandım. Heyhat. Şimdi öldü ve cesedi İtalyanların ellinde. İsmini yaşatmak için herşeyi yapacağım. Ailesinin altın imtiyaz madalyasını alması için Harbiye Nezareti'ne yazdım, annesi Şefkat Madalyası alacak ve ismi Harbiye Nezareti'nin altın defterine kazınacak. Ona gelince, o herhalde mutlu, huzurlu ve mennundur." GİZLİ GÖREVLE LİBYA'YA GİDEN ATATÜRK HALI TÜCCARI KILIĞINDAYDI. Halı tüccarı kılığında Mısır'a giden Mustafa Kemal'in ve diğer gerillacıların sahte kimlik ve pasaportlarının temin edilmesinden, ünlü Teşkilat-ı Mahsusacı Kara Kemal sorumluydu.
İttihat ve Terakki'yi İttihad-ı İslam projesine teşvik eden Trablusgarp'ın İtalyanlar tarafından işgal edilmesiydi. İttihat ve Terakki, iktidarın dizginlerini ele geçirdiklerinde bu projeye bel bağladı. İttihatçı eylemciler Libya'da kazandıkları tecrübeden Balkan ve Birinci Dünya savaşlarında da yararlanacaklardı. Enver Paşa'nın liderliğindeki Özel Teşkilat, Libya'da silah, cephane ve profesyonel asker kıtlığına rağmen, mükemmel bir gerilla harbini örgütleyerek, 200 bin kadar İtalyan askerini sahil şeridine kilitlemeyi başarıyordu. Trablusgarp'ta, sonradan çoğu Teşkilat-ı Mahsusa'cı olan ünlü isimler gerillacılık yaptı. Bunların başında Mustafa Kemal Paşa, Nuri ve Halil Paşalar, Ali Fethi Okyar, Kuşçubaşı Eşref ve Hacı Selim Sami, Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya, ilk tayyareci şehitlerden Sadık Bey, Çerkez Reşit Bey, Süleyman Askeri, Fuat Bulca, Yakup Cemil, Nuri Conker, Rauf Orbay gibi isimler yer alıyordu. Ünlü Masonlardan Ord.Prof. Mim Kemal Öke de yüzbaşı rütbesinde Derne cephesindeydi. Prof. Ayhan Songar'ın babası Nazmi Bey ve ünlü seyyah Abdurreşit İbrahim de Libya'ya giden gönüllü mücahitler arasında yer alıyorlardı.
"FUAT, TRABLUSGARP'E GİDİYORUZ, SEN DE GELİYORSUN"
Trablusgarp direnişi için Özel Teşkilat, Enver Paşa tarafından gerçekleştirildi. Enver Paşa ve Ali Fethi Okyar binbaşı, Mustafa Kemal Paşa Kolağası rütbesindedir. Özel Teşkilat'ın kuruluşunu Atatürk'ün akrabası Fuat Bulca, Cemal Kutay'ın yayınladığı "Trablusgarp'te Bir Avuç İnsan" adlı anılarında anlatır. Bulca, Mustafa Kemal'in muavinidir.
Mustafa Kemal'in Bulca'ya ilk sözü şuydu: "Trablusgarp'e gidiyoruz, sen de geleceksin" olur. Mustafa Kemal, şöyle diyordu: "Enver'in planı şu:
Bizler kendi arzumuzla ve hususi bir teşkilat olarak müdafaayı ele alacağız. Harbiye Nezareti de bizi istifa etmiş sayacak. Orada teşkilat yapacağız. Biliyorsun ki ben daha evvel de Trablusgarp'te bulundum. Haleti ruhiyeyi bilirim. Eğer ciddi olarak müdafaaya girişirsek başta Sunusiler olmak üzere halk bize yardım eder. Enver Urbanı teşkilatlandıracak, onların dillerini ve adetlerini bilen arkadaşları beraberimize alacağını söyledi. Eşref bey de geliyor. Mıntıkaları harita üzerinde taksim dahi ettik. Sen benim muavinim olacaksın. Bu akşam Beşiktaş'ta Enver'in evinde toplanacağız. Mahrem tut. Hiç kimse birşey bilmiyor. Mahmut Şevket Paşa'yla Enver temas ediyor. Ali Fethi de Cezayir'e geçecek, oradan deniz vasıtasıyla münakele imkanlarını araştıracak." Enver Paşa'nın Almanya'da bir hanım arkadaşına yazdığı mektuplardan 9 Ekim 1911 (İstanbul)
Trablus zavallı memleket. Kaybetti şimdilik. Kimbilir belki de ebediyen...
Peki o zaman niye gidiyorum? İslam dünyasının bizden beklediği bir ahlaki görevi yerine getirmek için. Bu satırları ayrılmamdan kısa bir süre önce yazıyorum. Bunlar en gizli sırlarımdır. Ne kadar zor ve nankör görevlerin beni beklediğini ancak birkaç kişi biliyor. (İskenderiye'den) 21 Ekim 1911
Yarın nihayet gitmeye hazır olacağım, dostunuzun gireceği kılık hakikaten hoşunuza gidecek: uzun mavi elbise, başımda beyaz başörtüsü, beyaz maşlak, altın işlemeli kordon. İşte tam bir Arap şeyhi kıyafeti. 11 Kasım 1911 Dün akşam 13 saatlik bir gece yürüyüşünden sonra geldim ve aşiret reisleri sonuna kadar İtalyanlara karşı savaşmaya devam etmek için yemin ettiler. Bir yıllık erzak temin edildi, cephane bol, zafer de yeterince var.
(Kendi Mektuplarında Enver Paşa, M. Şükrü Hanioğlu, Der Yayınları) Trablusgarp'ın kapıları Askeri'ye nasıl açıldı? Mısır'ın liman kenti İskenderiye, Trablusgarp'e geçişin kilidi idi. Özel Teşkilat'ın subayları İskenderiye'den hududa, oradan da Trablusgarp'e geçeceklerdi. Teşkilat mensupları subay olduklarını gizlemek zorunda olduklarından sahte kimliklerle yolculuğa çıkacaklardı. Mustafa Kemal halı tüccarı, Süleyman Askeri genç bir molla kılığına bürünmüştü. 1915'te Teşkilat'ın Osmancık Gönüllü Taburu'nun başında Irak'ta şehit düşen Kısıklılı Yüzbaşı Cemil hoca kılığındaydı. Mustafa Kemal yolcuğa çıkmadan önce Fuat Bulca'ya şöyle diyordu: "Hükümet acziyet içinde. Bunu Harbiye Nazırı elem ve üzüntüyle itiraf etti. İstanbul'dan hiçbir yardım göreceğimizi zannetmiyorum. Enver de aynı kanaatte... Evvela o gitmek istiyor. Eşref beyin Mısır'daki muhitinden ve dostlarından istifade edeceğiz. Sevkiyatın tehlikesiz oraya varması için Mısır'ın muhtelif yerlerinde teşkilat yapacak. Takma adlarımızla bu unvanlara uygun mesleklerimizin listesi hazırlanıyor."
SAHTE PASAPORTLAR KARA KEMAL'DEN
Kara Kemal, Özel Teşkilat'ın İstanbul'daki işleriyle ilgilenecekti. Özel Teşkilat'a seçilecek subayların iaşeleri, yolculukta kullanacakları kıyafetler, sahte kimlik ve pasaportların tanzim edilmesi onun işiydi. Hazırlıklar gizli tutuldu. Özel Teşkilat'ın Hükümetle, İttihat-Terakki merkezi ile irtibatından da Kara Kemal ve Şükrü Bey sorumluydu. Kara Kemal Bey'in Karagümrük'teki evi, Özel Teşkilat'ın güvenli eviydi. (Kara Kemal, 1926'da Atatürk'e suikast davasından aranırken intihar etti. Maarif eski nazırı Şükrü Bey de aynı davadan idam edildi.) Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin sevkiyat sorumlusuydu. Enver Bey'in evinde yapılan gizli toplantıda Mustafa Kemal, Ali Fethi Okyar, Kuşcubaşı Eşref, Mümtaz Bey, Süleyman Askeri, Fuat Bulca ve birkaç subay vardır. Toplantıda büyük bir harita başında çalışılıyordu. Teşkilat, Mısır üzerinden Libya'ya sızacaktı. İngiliz kontrolü altındaki Mısır'dan geçişler tehlikeliydi. Başka bir çare de yoktu. Mısır'da Eşref Bey'in çevresi işe dahil edilicekti. Mısır'ı iyi tanıyan biri daha vardı:
Ömer Fevzi Mardin.
Fevzi Bey, Özel Teşkilat'ın İskenderiye'deki sevkiyat ve ikmal sorumlusu tayin edildi. Teşkilat, Trablusgarp'e karadan ve denizden bağlanan yollar üzerindeki merkezlerde güvenilir elemanlar görevlendirecekti. Özel Teşkilat herkese açık olmayacaktı. Profesyonel çeteciler ve idare etme niteliğine sahip güvenilir subaylar yer alacaktı. Enver Paşa, hazırlık için Eşref Bey'in önceden gitmesini istedi. Enver Paşa'nın son sözleri şöyleydi: "Hepimiz yekdiğerini tebrike layıkız. Nizam ve disiplini muhafaza etmek için mutehalli olduğumuz şuura azami riayet içinde, tam bir kardeşlik ve uhuvvet havasını temsil edeceğiz. Allah bizimle beraberdir." İtalyanları kuş gibi avladı.
Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Bey Libya'da keskin nişancılığı ile ün saldı. Pusuya yatan Nuri Paşa'nın, tek başına 100'den fazla İtalyan askerini öldürdüğü dilden dile dolaştı. Kuşcubaşı Eşref de "Uçan Şeyh" ünvanını Libya'da kazanıyordu. Tunus, Cezayir ve Sudan'dan gönüllüler akıyordu. Cezayir'li Emir Abdulkadir'in oğlu Emir Ali Paşa ile Tunuslu Şeyh Salih Şerif Tunusi de Eşref Beyin davetiyle Trablusgarp'e geldi.
KAYNAK: ABDULLAH MURADOĞLU.....
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|